28 Temmuz 2017 Cuma

Büyükşehir Belediyesi’nde Yolsuzluk Soruşturması Duyduklarımızı yazdığımız için cezalandırıldık,bedel ödedik Cumhurbaşkanı Erdoğan Uyardı, Çakır Düğmeye Bastı! Eskimalatya Yaşam Müzesi’ni 15 Binin Üzerinde Kişi Gezdi Vali Kaban, Kayısı Üreticimiz Ürünün Değerini Bilmesi lazım Polat, “Yeşilyurt, Cazibe Merkezi Olacak” Polat “Ata Sporlarına Sahip Çıkmak, Geleceğe Sahip Çıkmaktır Malatya Entegre Çevre Projesinin Temeli Atılıyor Emniyet Kemeri Takmayana Af yok Kanalboyunda Son Rötuşlar Yapılıyor
Malatyalı İş adamı Karaca başarının sırrını açıkladı: Dürüst olun

Malatyalı pek çok işadamı, tanınmış önemli markaların da sahibi. İşadamlarının bilgi birikimlerinden gençlerin yararlanması için harekete geçen Genç MİAD, Zirvedekiler isimli bir projenin startını verdi. Programın ilk konuğu ise Karaca Züccciye A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Arif Karaca oldu. Borçlu bir şekilde Malatya İş Adamları Derneği İstanbul da 'Zirvedikeiler Projesi'ni başlattı. Zirvenin konuğu olan ve genç yaşlarda Malatya’dan İstanbul’a gelerek,çalışıp Karaca Zücaciyeyi kurarak 2 bin kişiye iş veren Arif Karaca oldu. Aile fertleriyle birlikte el birliğiyle çalışmaya başlayan Karaca ailesi bugün 2 bin kişinin ekmek yediği büyük bir şirkete dönüştü. İş hayatı boyunca üç prensibi benimsediğini söyleyen Karaca, “Dürüst olun, sabırlı olun ve hesabını bilen olun” diyerek gençlere başarının sırrını anlattı.

2.5.2017 14:45:24   

 
YETİŞTİRME YURTLARI İÇİN PROJE
 
Arif Karaca ayrıca, yetiştirme yurtlarında kalıp 18 yaşını dolduran gençler için de hayata geçirmeyi planladığı önemli bir projeyi açıkladı. Malatya’da vagon fabrikasının bulunduğu alana o gençlerin yetişebileceği alanlara dönüştürmek istediğini belirten Arif Karaca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu istediğini ve söz konusu proje için görüşmeler yapacağını aktardı. Arif Karaca’nın yaşamından önemli bölümleri anlattığı Zirvedekiler programının moderatörlüğünü Gazeteci Günseli Özen üstlendi.
 
MİAD ROBOCOT’A SPONSOR OLDU
 
Zirvedekiler projesi için ilk sözü Genç MİAD Yürütme Kurulu Başkanı Murat Gönültaş aldı. Söyleşi öncesi kısa bir konuşma yapan Gönültaş, “Metropolitik ve teknolojik gelişmelerden dolayı hızlı gelişen bir dünyada yaşıyoruz. İş hayatındaki bazı püf noktaları kaçırabiliyoruz. Hız mı gidilecek yönün isabetli olması mı daha önemli, biz kendimizi bu hızlı gelişen dünyada yol gösteren büyüklerimizin varlığı nedeniyle daha şanslı hissediyoruz. Bu yol gösterici büyüklerimizden biri de Zirvedekiler programını ilk kez yaptığımız Arif Karaca abimiz. Kendisine teşekkür ediyoruz. 5-6 Mayıs’ta İnönü Üniversitesi’nde Genç MİAD’ın da sponsorluğunu yaptığı Robocop festivali düzenlenecek. Burada teknolojiyi sadece izleyen değil uygulayan yapan üreten bir gençlik olması için çalışıyoruz. Hayal ediyoruz. Hayallerimizin gerçek olmasını arzu ediyoruz. Daha fazla markamız olmasını, teknoloji alanında da markamızın olmasını istiyoruz. Deneyerek yaparak, bazen bozarak ama en sonunda başaracağımızı biliyoruz. Sizleri de oraya bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
 
EN PAHALI ŞEY TECRÜBEDİR
 
Zirvedekiler isimli proje kapsamında konuşan MİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Akdaş, “Satın alması en pahalı olan şey tecrübedir. Her şeyi bilen birisi olarak bakmayın. İster cumhurbaşkanı olsun ister başbakan, isterse işçi.. Hiçbir şeyi mükemmel şekilde bilmesi mümkün değildir. Bu bir takım oyunudur. Takımın ruhudur özgürce düşünmesidir. Özgür takımın içine geçmişten gelen, birikimi olan tecrübesi olan o insanlardan faydalanırsanız, pahalı birşeyi ucuza satın almış olursunuz” diye konuştu.
 
 
GENÇLER İÇİN ÇALIŞIYORUZ
 
Başkan Akdaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bir markayı ortaya çıkarabilmek için çok şey kaybettik. Siz gençler, çevremizde oluşan bu insanları yanınıza alarak, daha az hata yaparak geleceğe yürümelisiniz. 2044 hedeflerine daha hızlı varmalısınız. Bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir ülkede, muhakkak sizdeki eksiklik çok şey bildiğinizi zannetmeniz. Özellikle Malatya İşadamları Derneği olarak işgalci başkan olmamak için, bildiklerimi arkadaşlarımla birlikte siz sevgili gençlere daha iyi sunmak için uğraşıyoruz. Daha güzel şeyler vermek için uğraşıyoruz. Zirvedekiler de bu programlardan biri.  Saflarımızı sıklaştırdığımız müddetçe, bu ülkenin yeri dünyanın en büyük ülkeleri arasında olmaktır inşallah. Nasihate dayalı, icraata dayalı, her şeyi bilen, her görüşe karşı çıkan bir dünyada, yarın bugünden daha kötü olursunuz. Muhakkak tecrübeli insanları dinleyeceksiniz, STKlara çok önem vereceksiniz. Gençleri geleceğe nasıl daha iyi taşıyacağız diye kafa yoruyoruz. Yazılım noktasında bir çalışmamız olacak. Genç MİAD’ı ve ekibini yalnız bırakmayın” değerlendirmesinde bulundu.  
 
Konuşmalardan sonra ise Arif Karaca’nın birbirinden önemli mesajlar verdiği soru – cevap kısmına geçildi.  
 
ÇALIŞMAKTAN RESİM YAPAMADIM
 
Günseli Özen: Biraz kendinizi tanıtır mısınız?
 
Arif Karaca: Benim babam Malatya’da kırtasiye işiyle uğraşıyordu, beni her gün kırtasiyeye götürürdü. İlkokula başlamadan önce Kemalettin Tuğcu’nun bütün eserlerini neredeyse okumuştum. Liseden sonra çalışmak zorunda kaldığım için üniversite okumadım. Resim yapıyorum ama çok iyi ilerleyemedim. Daha iyi şeyler yapıyor olabilirdim. Çalışmaktan bunlara zaman ayıramadım. Bu bir keşkedir. Torunum Sabancı Üniversitesi’nde mühendislik okuyordu, ben bölümümü değiştirsem mi dedim. Hangisini seviyorsan onu yap dedim. Gençlere sevdiğiniz işi yapın diyoruz. Bizdeki sıkıntı şu, üniversite imtihanlarında puanları neye yetiyorsa onu seçmek zorunda kalıyorlar. Aslında doğru değil. Sevmediğiniz işte başarılı olma şansınız yok. 44 senedir, kırtasiye işinden vazgeçmeme rağmen kitapçıdan geçerken en çok vakti orada geçiririm. Okurum. Ben bu işi de seviyorum. Tasarım çok önemli. İşyerinde her gün en az bir saatimi tasarımları incelemekle geçiririm. Biz neler yapabiliriz, tasarım ekibimiz var. Çok sevdiğim tasarımları onlara atarım. Şöyle bir şeyler yapılmış diye. Onlar üzerlerinde çalışırlar bana getirirler. Sevmek lazım başarılı olmak zor.
 
ALLAH HAYIRLISINI NASİP ETSİN
 
Günseli Özen: Hayatınızda nelere iyi ki diyorsunuz?
 
Arif Karaca: Hayatımda yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Her şeye iyi ki yapmışım diyorum. Şer bildiğimiz hayır, hayır bildiğimiz çok şeyde şer vardır. Bazen ısrarla istediğimiz şeyler olur, niye yapamadık diye düşünürüz. 3-5 ay sonra ya iyi ki olmamış olsaydı ne yapardım dediğimiz şeyler de oluyor. İsterken hep Allah hakkımızda hayırlısını nasip etsin diyoruz. Nasip olmayan hayırlı değilmiş diye düşünüyorum.
 
BİRARADA OLMASAYDIK BAŞARILI OLAMAZDIK
 
Günseli Özen: Sizce aile nasıl olmalı?
 
Arif Karaca, Fatih Karaca üçüncü kuşak,  dördüncü kuşağı yetiştiriyoruz inşallah. Biz Malatyalılar aile bağları kuvvetli olan, kardeşlerin birbirleriyle ilişkileri iyi olan aileleriz. Bu bağlılıklar evlilikler yapılana kadar sürüyor. Kardeşler evlenmeden önce böbreklerini verirler, evlendikten sonra böbrekleri  almaya çalışırlar. Adamın suçu yok ya şirret bir kadına denk geldi derler. Hiçbir kadının bu manada bir suçu yok. Her zaman erkekler suçludur. Bir kadın şirretse onu şirret yapan erkektir. Suçu kardeşler birbirinde aramalı. Bence gizli kalmış yönler evlendikten sonra ortaya çıkıyor. Pasif midir çekingen midir, bencil midir tüm bunlar kendi başına kaldığında, kendisi ayrı bir aile olduğunda ortaya çıkar. Biz Karaca ailesi olarak, kardeşler birarada olmasaydık, kesinlikle başarılı olamazdık. Birlikte, beraber olmakta fayda var. Biz Malatya’dan İstanbul’a geldiğimizde babam kitap kırtasiye işi yapıyordu. Ve biz buraya geldiğimizde ciddi zararla buraya gelmiştik 1973’te. Biz sıfır sermayeyle değil, eksi sermayeyle başladık. Keşke sıfırla başlasaydık. Öyle bir şansımız olmadı.
 
VAZGEÇİLMEZ OLUN!
 
Günseli Özen: Zirvedekiler diye bir şey var. Oraya giderken muhtemelen ayak izlerimiz var. Biz onları bulmak istiyoruz. Bir formülü var mı başarının?
 
Arif Karaca: Bizden büyük ünlü işadamlarının hepsinin yazdığı kitaplar var. Sabancı’dan Koç’una kadar. Bence bunun bir sırrı falan yok. Herkes bunu biliyor. Önemli olan taviz vermeden bunu yerine getirmek. Bana göre birincisi dürüst olmaktır. Gençler kesinlikle dürüst olsunlar. Başarılı olmanın ilk kuralı budur. İkincisi kesinlikle sabırdır. Sabır, başarı için çok önemli. Emek vermeli ve sabırla beklemeniz lazım. Üçüncüsü hesabınızı çok iyi bilmeniz lazım. Bakın bunlardan üçünün birlikte yapılması gerekiyor. Biz ailece bunları şiar edindik. Dürüst olduk, sabrettik hesabımızı bildik. Bu nedenle başarılı olduk. Gençlere tavsiyem bu. İster bir çalışan olsun ister iş sahibi olsun, eğer bir işi yapıyorsanız ve o işte vazgeçilmez olamıyorsanız o işi hemen bırakın. Bir şirkette çalışıyorsanız, vazgeçilmez olamadıysanız, patronun gözünde sıradan bir kişiyseniz o işi hemen bırakın. Mutlaka bir yerin vazgeçilmezi olun. Vazgeçilmez değilseniz, orada ne geleceğiniz ne de değeriniz var. Vazgeçilmez olmanız gerekiyor. Temizlikçiyse bile patron ‘bu eleman çıkarsa ne yaparız’ diye düşünmesi gerekiyor. İllaki bulunduğunuz yerin vazgeçilmezi olun.
 

4 KUŞAKTIR İSTANBUL’DAYIZ
 
Günseli Özen: Ülkemizde birisi iyi bir şey yapınca diğerleri de peşinden gider. Bu nedenle ülkemizde çok sayıda girişim sayısı vardır. Türkler çok girişimci bir toplumdur denir. Ya hiç kutu yoksa, sizi kutulamışlar, o kutunun olmadığını düşünerek başka şeyler yapmışsınız. Şöyle bir bakarsak herkesten farklı ve vazgeçilmez olarak yaptığınız ürün ve hizmetler var bunlar nelerdir. Hangi aklın ürünüdür?
 
Arif Karaca: Babam, 1945’te İstanbul’a gelmiş. 1961 yılında Malatya’ya dönmüş, 1973’te tekrar İstanbul’a dönmüşüz. 1945’ten bu yana İstanbullu aslında aile. 1973’te ciddi manada zarar etti. ‘Lan oğlum gölde yüzülmüyor, denize gidelim boğulacaksak da denizde boğulalım’ dedi. İstanbul Türkiye için çok önemli bir şehir. İstanbul’da para kazanamayan bir insan dünyanın hiçbir şehrinde para kazanamaz. Büyümek için en uygun şehir. Emekli olanlar durmayın dönün Malatya’ya. Çalışmak isteyenler Malatya’da harcanmasınlar gelsinler İstanbul’a. Burada çok iş imkanı var.
 
Biz Tahtakale’de züccaciye sektörüne girdiğimiz zaman herkes Paşabahçe ve alüminyum tencere tava satardı. Biz roventa süpürge, molinex markalarını getirdiğimizde bize ne yapıyorsunuz dediler. O yıllarda ithalat da çok yoktu. Biz bir ürünü getirmek istiyorsak, bir gayrimüslim bulurduk, o mal şurada satılıyor, bize ithal et derdik. O adam bizim kazançlarımızı komisyon diye alırdı. Rahmetli Özal’dan sonra ithalatı öğrendik. 1980lerden sonra Türkiye teknoloji ürünleriyle tanışmaya başladı. Ondan önce Beyazıt’ta çakmak gazı dolduran bir Ramazan vardı Malatyalı. Eğer size ütü lazımsa Molinex ütü alacaksanız o getirirdi. O zaman teknolojik ürün satıyordu ama görüntüsü çakmaklara gaz dolduruyor. Biz zücaciyeye elektrikli ev aletlerini soktuk. Şu an onların olmadığı bir mağaza yok.
 
2000 CİVARINDA ÇALIŞANIMIZ VAR
 
Günseli Özen: Bir bardağın üzerine şekiller yaparak başladınız. Şimdi hangi noktaya ulaştınız?
 
Arif Karaca: Biz sadece alışveriş merkezlerinde dükkan açıyoruz. Türkiye genelinde 1000’e yakın bayimiz var. Cadde mağazalarıyla rekabet etmiyoruz. AVM’lerde kiralar çok yüksek olduğu için oralarda biz mağaza açıyoruz. Ayrıca frenchisinglerimiz var. 300 civarında frenchisinglerimiz var. 1000 civarında satış noktamız, 200 civarında alışveriş merkezinde kendimize ait mağazamız var. 2000 civarında çalışanımız var.
 
AİLE ANAYASAMIZ VAR
 
Günseli Özen: Karaca markası nereye gidiyor?
 
Arif Karaca: Çok güzel bir gençlik yetişiyor. Eğitime önem veriyoruz.
 
Günseli Özen: Çocukları nasıl eğitiyorsunuz?
 
Arif Karaca: Bizim bir aile anayasamız var, sürekli yeni şeyler koyarız. Aile ortaklardan sadece bir tanesinin çocuğu şirkete çalışan olarak girebiliyor. Çalışanlarımız kafalarını ne tarafa çevirse orada bir Karaca görsün istemiyoruz. İşimizi çalışanları açık cezaevine koymak istemiyoruz. 4 ortağız, 4 ortağın sadece 1 çocuğu şirkette çalışabilir. Çalışabilmesinin de bazı kuralları var. Yurtdışında eğitim almaları gerekiyor. Daha önce başka şirketlerde tecrübe edinmiş olması gerekiyor.
 
Fatih Karaca Bilkent İktisat mezunu. Barselona’da master yaptı. Çok iyi İngilizce İspanyolca bilir. Eşi İspanyoldur. Onun küçüğü Emre, Tokyo üniversitesinde okudu, Japonca biliyor. Sezai karaca Çin Guanzo’da okudu. Kız kardeşimin çocuğu Çin’de mimarlık okudu. Bir tanesi Hindistan’da yazılım okudu. Mümkün olduğu kadar yurtdışında farklı dallarda okusunlar diye üniversiteyi orada okutuyoruz ya da masterı orada yapmalarını istiyoruz. İki dil bilmelerini önemsiyoruz. İngilizce’nin yanında bir dil daha olması lazım.  Sezai ve Eyüp çok iyi Çince bilirler. Fatih İspanyolca bilir Emre Japonca bilir. Yavuz Rusça ve İngilizce bilir. Yani biz iki dili şart koşuyoruz.
 
Bizim Hollanda merkezli Avrupa yapılanmamız var. Hollanda’da 10 bin metrekarelik bir depomuz var. Türkiye’den gönderdiğimiz ürünleri orada depoluyor Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ulaştırıyoruz. Türk televizyonları artık dünyanın pek çok yerinde izleniyor. Reklamlardan dolayı marka bilinirliği de artıyor. Türki cumhuriyetlerde en az Türkiye kadar markamız biliniyor. İran, Irak, Suriye gibi ülkelerde markamız çok biliniyor. Almanya ve Hollanda gibi Türklerin çok yaşadığı yerlerde. Yunanistan’da Bulgaristan’da markamız biliniyor. Oralarda Türk televizyonları izleniyor. Reklamların çok faydası var. Türk dizileri seyrediyor yabancılar.
 
Yunanistan’da dolaşırken bir mağazan alışveriş yaptım, artık torunlar için alışveriş yapıyoruz. İçeri girdim satıcı bayan Türkçe biliyordu, Türk müsünüz dedim yoo dedi. Türkiye’den gelen Rum musunuz dedim hayır dedi. Nereden öğrendin Türkçe’yi dedim, biz burada Türk dizileri izliyoruz dedi. Türk dizilerini seyrederek Türkçe öğrenmiş. Bizim büyümemiş gelişmemiz, diğer sektörlerin gelişmesiyle paralel. Ülkede bir gelişme varsa sizin de gelişmeniz olası.
 
Kriz zamanlarında reklamların en ucuz olduğu dönemdir, dibe vurur. Başka zaman o fiyata o reklamı yapamazsınız. Biz kriz dönemlerinde bedava reklam denecek rakamlara reklam yaptırdık. Kriz dönemlerinde hakikaten reklamların çok azaldığı, bütçeleri kıstığı dönemde, biz bütçeyi iki üç katına çıkardık. Çok da faydasını gördük.

 
TÜKENDİK DERKEN YENİDEN BAŞLADIK
 
Malatya Gençlik Derneği Başkanı İrfan Köpürür de Arif Karaca’ya soru sordu:  
 
Organizasyonu düzenleyenlere teşekkür ederiz. Hayatta bazen insanların dönüm noktaları vardır. Dibi de görmüş, zirveyi de görmüşsünüz. Tam tükendiği anlar vardır insanların, onu iyi değerlendirirse dönüm noktasıdır. Sizin için bittik dediğiniz, tükendiğinizi hissettiğiniz anlar var mı, dönüm noktanız nedir?
 
Arif Karaca: 1973 yılında İstanbul’a geldik. O yıllarda liseyi bitirmiştim. İstanbul’a geldiğimde babam artık çok yorulmuştu. Yıllarca çalıştı, kazandıklarını kaybetmişti. Aileye faydası olacak durumda değildi. Aileyi sırtlayacak birine ihtiyaç vardı. Benim için okul o an bitti. Ben kardeşlerimi de yanıma alarak hemen ticarete başladım. O bizim bitiş noktamızdı. Babamız çok iyi bir insandı varlıklı bir insandı. Biz Malatya’da yoksulluk çekmedik. Ama İstanbul’a geldiğimizde herşey bitmişti, tükenmişti. Biz kardeşler birbirimize sarıldık. Gecemizi gündüzümüze kattık. Çevremize baktığımda bizim gibi çalışanını göremiyorum. Biz Paşabahçe’nin bardaklarını yanyana dizip, gecenin belli bir saatinden sonra onların üzerinde yatar, sabah ezanıyla tekrar kalkar, çalışmaya başlardık. Ben 17 yaşındaydım, diğeri 12, onun küçüğü 10 en küçüğü 8 yaşındaydı. Eve gitmek yok, böyle bir hırsla başladık. Babamız da hırslıydı. Bizim için bir bitiş noktasıydı ama inandık, kazanacağız dedik.
 
AİLE ŞİRKETLERİNDE FEDAKARLIK ŞART
 
Günseli Özen: Galiba sizi tanımlayan şeylerden biri de çok çalışmak dimi. Abi olmak nasıl birşey?
 
Arif Karaca: Ben kardeşlerime abi oldum, baba oldum, patron oldum. Yani aile içinde birbirini seven saygı duyan bir durum vardı. Benim kardeşlerim babalarına gösterdikleri saygıyı bana da gösteriyorlar. Ama ben de onları hiçbir zaman adaletsiz olmadım. Şirketi kuran babamızdı, sonra şirketi aile şirketine dönüştürdük 1991’de. Ben ailenin büyüğü olduğum için daha fazla hisse almam lazım diye bir şey yoktu. En küçüğümüz o zaman okula gidiyordu, çalışmadı ama biz ona da eşit hisse verdik. Mümkün olduğunca kardeşlerim arasında adaletli olmaya çalıştım, onlar da bana gereken saygıyı gösterdiler. Hala birlikteyiz.
 
Büyük oğlum Fatih Karaca’ya sormuşlar kaç kardeşsiniz diye, biz 12 kardeşiz ama babalarımız ayrı ayrı demiş. Yani amcalarımın çocukları da kardeşim demiş. Çocuklarımız da birbirlerini kardeş olarak görür. Bazen siz birilerinin söylediğini duymayacaksınız, bazen sizin söylediğinizi onlar duymayacak. Aile şirketlerinde fedakarlık şart. Herkes patron olmaya kalkarsa o iş yürümez.
 
BİRBİRİMİZE ÇOK BAĞLIYIZ
 
Günseli Özen: Siz kardeşler olarak hala birbirinize böbreğinizi verme noktasındasınız?
 
Arif Karaca: Aynen devam ediyor, almaya henüz geçmedik.
 
Günseli Özen: Kadınların etkisi yok mu?
 
Arif Karaca: Az önce söyledim ya, erkekler hep suçlu. Ben bakıyorum bizim biladerlerin hepsi maşallah kazak erkek
 
 
YURTDIŞINDAN ÇALIŞMA PARTNERİ BULUN
 
Genç MİAD Başkanı Murat Gönültaş da Arif Karaca’ya soru yöneltti. Gönültaş, “Arif abinin anlattığı herşey tüm sektörler için geçerli ilkeler. Çünkü doğru tüm sektörlerde bir. Bizim inşaat noktasında yurtdışına nasıl açılabiliyor. Bizim bakanlarımız gitmeyeni dövüyorlar, yolu yöntemi nedir anlatırsanız mutlu oluruz” şeklinde sordu.
 
Arif Karaca: İnşaat konusunda tecrübemiz yok. Danışmanlık alıyorsunuz onun ücretini devlet ödüyor. Yurtdışında mağaza açıyorsunuz dekorasyon paralarını devlet ödüyor. Kalite programından herkes faydalanmalı.  Bu program devlet birşeyler yapabilmiş firmaları bir yerden alıp zirveye taşıyor. Mağazalarımızı daha ziyade o ülkelerde kendimize en iyi partneri bulup onunla yapmayı daha doğru buluyoruz. Suudi Arabistan’da Azerbaycan’da Hollanda’da, o ülkeden birileriyle çalışmayı daha uygun gördük. Oranın yasalarını o insanlar daha iyi biliyorlar. Siz o insanlarla menfaat birliği yapıyorsunuz. Menfaat birliği olduğu için de o firmanın büyümesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Kendinize orada uygun bir ortak bulmalısınız. Büyümek istiyorsanız, o ülkelerdeki insanlarla iş yapılmalı. Biz bir şirket kurmuştuk, dayım geldi bu iş sizin için uygun değil dedi. Orada işi bilen biriyle ortak olma durumu oldu, yeteri kadar ortaksınız daha da ortak olmayın dedi. O gün bugündür daha da ortak almıyoruz. Biz yeteri kadar ortağız. Bazen işi bilen insanlarla kar ortaklığı olarak iş yapıyoruz.
 
Günseli Özen: “Standford Üniversitesi’nin öne çıkardığı bir kavram var. Teknoloji çağı bitti, bilgi çağı da bitti. Şimdi bağlantılı zeka çağındayız. İş bilen o konuda yetkin olan insanlarla birlikte olmak anlamına geliyor. Askerlikte silah çatmak vardır yeni dönemde akıl çatacağız. Eğer akıl çatmazsak herşeyi biz yaparsak, başarılı olma şansımız yok. Artık rakibimiz yakınımızdaki fabrika veya ofis değil, ekranda çıkan link. Eğer doğru zamanda doğru ürünü vereceğini söylüyorsa, Çin’deki o siparişi veriyor adam” değerlendirmesinde bulundu.
 
TECRÜBELERİ PAYLAŞIYORUZ
 
Konuya ilişkin söz alan Arif Karaca, Tahtakale’de yetişen insanların profesyonellerle çalışması biraz zor. Bizim gençler öyle profesyonellerle çalışıyorlar ki, o parayı veriyorsanız ben de çalışırım diyesim geliyor. Ama hakikaten gençler bu konuda çok iyi. Danışmanlık için ciddi paralar ödeniyor. Duyuyorum falanca danışmanlık şirketine şu kadar para verdik diyor. Sermaye vermişsiniz diyorum, fakat hakikaten karşılığını görüyoruz. Danışmanlık alıyoruz aldığımız danışmanlıkların ücretlerini Türk kalite ödüyor zaten. Ayrıca biz danışmanlığın dışında işi iyi bilen profesyonellerle de çalışıyoruz. Tecrübesi olan işi iyi bilen insanlarla kardan pay vererek faydalanıyoruz.
 
 
TAHTAKALE BİR ÜNİVERSİTEYDİ
 
Murat Gönültaş, “Dünyanın en iyi CEOlarını kötü bir sistemin içine koyun yerleştirin, sonunda sistem kazanır. Yani bu noktadan bakınca, Arif Karaca sistemi çok iyi kurduğu için mi karaca çok iyi, yoksa çalışanlar mı çok iyi” şeklinde sordu.  
 
Soru üzerine Günseli Özen ise, “Türkiye’deki en büyük sorun kurumsallaşma. Yüzde 90’ı aile şirketlerinden oluşan Türkiye’de kurumsallaşma konusuna daha fazla önem verilmeli. Bir bu var. Bir de kültür ve değerler var. Arif beyin söylediği en önemli şey var. Üç temel taş sizin sistematiğinizi oluşturmuş. Kurumsallaşmanın önemine dikkat çekebilirim ancak, bunun üzerine ne koyarlarsa, oradan yürür giderler” ifadelerini kullandı.
 
Arif Karaca, Murat Gönültaş’ın sistem sorusuna şu yanıtı verdi: Aslında istediğiniz başta çok basit olan Tahtakale’de öğrendiklerimiz çok önemli. Orası çok önemli bir üniversiteydi. Elektrikler kesildiğinde herkes koridora çıkardı ve orada herkes birbirine bir şeyler öğretirdi. Herkes birbirinden birşey öğrenirdi. İşler azdır koridora çıkılır, elektrik yoktur koridora çıkılır. Ama o koridorlar dershanedir. Tahtakale’de öğrendiğimizle diyoruz ama gençler bunların üzerine teknolojik şeyler koyuyorlar. Siz istediğiniz kadar profesyonel getirin, danışmanlık alın ne yaparsanız yapın, Tahtakale’de öğrendiğimiz üç kuraldan vazgeçmemeliyiz. Dürüst, sabırlı hesabını bilen olmak. Bunları yapmazsanız en iyi danışmanı da getirseniz fayda etmez. En iyi profesyonelle de tanışsanız fayda etmez.
 
SILAYI RAHİMDE FAYDA VARDIR
 
Günseli Özen: Malatya size ne anlam ifade ediyor?
 
Arif Karaca: 1800lü yıllarda Malatyalılar İstanbul’a gelmeye başlamış. Amerika’ya giden ilk Türk de Malatyalı’ymış. Benim dedem de babam da Malatya’dan İstanbul’a gelmişler ama hep gelmişler, Malatya ile bağlarını koparmamışlar. Biz memleketimizi seviyoruz. Trafiğe gidin 44 plaka bulamazsınız. Herkes almıştır onu. Biz memleketimizi seviyoruz. Sılayı rahim yapmakta fayda vardır. 30 yıldır ben İstanbul’da geçirmem kurban bayramını Malatya’da geçiririm. Orada kurbanı keserim dağıtırım. Aldığım, kestiğim dağıttığım insanları biliyorum. Biz memleketimizi seviyoruz, keşke biraz husumet konusunda biraz terbiye edebilsek, çok iyi olur. Ahmet Çakır başkanın söylediğine göre her yıl 30 bin göç veriyoruz, 30 bin göç alıyoruz. 30 bin göç verirken Malatya’dan gidenlerin hepsi paralı gidiyor, dönenler çulsuz dönüyor. Öyle bir sıkıntı var. Bir ara ben Kışla Caddesi’nde bir tabela gördüm. Malatya Malatyalılar Derneği. Ciddi bir yabancı nüfus var. Yüzde 70 gibi bir nüfus var. Yabancıyı alıp barındırıyoruz ama Malatya’daki Malatyalılar bu işin dışında galiba. Husumet, dedikodu çekememezlik gibi konularda birbirimizi terbiye etmemiz gerekiyor.
 
KİMSESİZ ÇOCUKLAR İÇİN PROJE GÜNDEMDE
 
Arif Karaca,  Boşanma oranları yuvalarda yetişen çocuklarla ilgili bazı projeleri olduğunu belirterek, şu ifadelere yer verdi: “Avrupa fonlarına başvurduk. Proje de sunduk. Kimsesiz çocuklar 18 yaşına geldikten sonra yurttan ayrılıyor. Anensi babası olmayan bu çocuklar sokağa atılıyor. Malatya’da vagon fabrikasının olduğu yer 700dönümlük bir arazi. O zaman Tayyip Bey başbakandı. Burayı kendisinden isteyip, yaşını dolduran ve yurtlardan ayrılan çocukları buralara alıp fabrika kuralım dedim. Porselen fabrikası demiştim. Daha ziyade el işçiliğinin çok olduğu, Osmanlı Türk motiflerini yapan el işçiliği fabrikası olsun. Buradaki ürünleri yapıp, o ürünleri yurtdışına satıp, kar elde edip, oradaki insanlara pay etmek istedik.
 
Burası bir kampus haline getirilecek, buradan çıkışlar izne tabi olacak. Buranın ayrı bir şehir gibi olacağını düşünün. İçinde karakolu marketi olan bir yer olacak. Bu çocuklar belli yerlerde kalacaklar. Erkekler kızlar ayrı ayrı. Çalıştıkları süre zarfında ücretleri hesaplarında birikecek. Ondan sonra kampüs içinde tanışıp, evlenmeye karar verdiklerinde biz bu insanları evlendireceğiz. Git kendine bir ev bul. Yeni bir ev kurmuş olacak. Hesapta birikmiş olan paraları da evliliğini yapabilmesi için kendisine verilecek. Sokakta bali çeken, bir sürü sıkıntılara sebep olan insanlarımız bir bakıma suç işleyen kesimi rehabilite etmek mümkün. Belki bu proje Malatya’da, İzmir’de, Mersin’de farklı farklı noktalarda kurulabilir.
 
Bunları bir süzgeçten geçirerek topluma katmak istiyoruz. Projemiz vardı. Hala da üzerinde çalışıyorum. AB fonunda, fonu sağlayanlara çok güvenemedik. Randevu istedim Cumhurbaşkanından, bunu gidip kendisine anlatacağım. Böyle bir projemiz var”
 
150 BİN BOŞANMA OLUYOR
 
Arif Karaca, ayrıca Türkiye’nin en büyük problemlerinden birinin evlilik olduğunu belirterek, “Ortalama 70 bin evlilik yapılıyor. Biz tabi bunlara tencere tava sattığımız için rakamları iyi biliyoruz. Maalesef her yıl 150 bin tane boşanma oluyor. Toplumun çok ciddi bir yarasıdır. Bana göre en büyük problemi bu. 5 yıllık bir kalkınma planı hazırlarsınız, bunu çok iyi bir şekilde uygularsınız, ekonomik problemlerinizi halledersiniz ama bu halledilecek bir şey değil” dedi.
 
Program moderatörü Günseli Özen, “Marka, üreticinin tüketiciye verdiği taahhüttür. Der ki ben her zaman, nereden beni satın alırsan al, aynı kalitede olacağım. Karakter markasısınız, Karaca sadece bir ürün markası değil, Arif Karaca da bir karakter markasısınız. İyi ki varsınız, iyi ki Malatyalısınız” diyerek programı kapattı.






     Yazdır Paylaş:
Yorumunuz
Adınız Soyadınız:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. IP adresiniz güvenliğiniz için kayıt edilmektedir.
Yazarlarımız


Üç Mevlit’i ve Verilen Yemek

REMZİ HAYTA
  REMZİ HAYTA
  VAHAP GÜNER
  Prof. Dr. MUSTAFA TALAS
  ASUMAN SARITAÇ
  FUAT KARAMAN
  NURETTİN KONAKLI
  CUMALİ DUMAN
  BAYRAM AKDEMİR
  AYŞEGÜL ÇOŞKUN
  ENVER KALAYCIOĞLU
  Arş. Gör. MURAT BUĞRA TAHTALI

Anket

Aktif Anket Bulunamadı
Gazeteler
Hiç Röportaj Yok

Röportajlar
Benler cilt kanserinin habercisi demek

Çok Okunanlar
Akçadağ ilçesi sınırları içerisinde yer alan Seyir Tepesi, son düzenlemelerin ardından daha fazla zi
Sayıştay Denetçileri Seyir Te
Duyduklarımızı yazdığımız için
Eskimalatya Yaşam Müzesi’ni 15
Vali Kaban, Kayısı Üreticimiz
Polat, “Yeşilyurt, Cazibe Merk
Polat “Ata Sporlarına Sahip Çı
Malatya Entegre Çevre Projesin
Emniyet Kemeri Takmayana Af y
Kanalboyunda Son Rötuşlar Yapı
Büyükşehir Belediyesi’nde Yols
Flaş Haber - Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2011
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.