İşte Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları:
ANKARA OSTİM'DE VE ANTALYA'DAKİ PATLAMALAR
Bakıyorsunuz olaylar oluyor ve biz konuşmamızı acı olaylarla açmak zorunda kalıyoruz. Bunlardan birisi de geçen hafta Ankara'da 2, Antalya'da 1 patlama oldu ve yurttayşlarımız hayatını kaybetti.
Ne kadar üzülürsek üzülelim, ateş düştüğü yeri yakıyor. Ölenlere Allah'tan rahmet dilemek, ailelerine başsağlığı dilemekten başka şimdilik yapacak bir şeyimiz yok. Yaralılara da acil şifalar diliyoruz.
İstanbul Davutpaşa'da olay olmuştu. Ertesi gün bir baktık herkes bir şeyler söylüyor.
Niye sadece bizim ülkemizde bu şekilde oluyor. Aynı olay İstanbul Davutpaşa'da da olmuştu. Aileler hala mağdur. Orada ölen insanlar bizim insanlarımız değil miydi. Orada ölen insanlar üretiyorlardı, çalışıyorlardı, zor bela bir iş bulmuşlar çalışıyorlardı, hayatlarına mal oldu.
Hukuk devletinde her yurttaşın sorumluluğu var. Hukuk devletinde her yurttaşın sorumluluğu kadar siyasetçinin de sorumluluğu vardır. Siyasetçinin sorumluluğu daha ağırdır. Japonya'da iki saat sular akmıyorsa, belediye başkanı istifa ediyor. Bizde siyasetçiler kalkıp "Hiç mi onların kabahati yok. Kayıtdışı çalışıyorlar bize niye ihbar etmiyorlar" diyor. Senin görevin ne? Bir başkası çıkıp "Denetim elemanları sayısını artırsaydık, denetlerdik bulurduk" diyor. Sen hükümet değil misin. Denetim elemanı almak senin görevin. Bi başkası yine "200 milyon harcayıp önleyebilirdik". Bütçe senin elinde.
Sanki mübarekler iktidarda değil, muhalefetteler. Şikayet ediyorlar. İş kazalarında dünyada birinciyiz. Sadece 2009'de 101'i madende olmak üzere 1171 yurttaşımız hayatını kaybetti.
BUradan bir şey daha seslenmek isteriz. Bunları dile getirmek sendikaların da görevi. Onlar da iş kazalarına karşı önlem alınması gerektiğini söylemeli. Koltuklarında oturmakla olmaz. Ölen işçilerimiz için saygı duruşunda bulunacakmışız. Bulunalım, ama bu iş saygı duruşunda bulunmakla çözülecekse, 70 milyonu çağıralım hep beraber saygı duruşunda bulunalım, bir daha kaza olmasın.
Her olmayanı halka ve işçilere şikayet edeceğiz. Sizin haklarınızı savunması gerekenler, haklarınızı savunmuyorsa, onları görevlerine davet edeceğiz.
ERDOĞAN'IN CUMARTESİ ANNELERİNİ KABULÜ
Geçen hafta ilginç bir olay oldu. Sayın Başbakan Cumartesi Annelerini kabul etti. Güzel bir olay. Sayın BAşbakanı kutluyorum. Tam 306 haftadır onlar eylem yapıyor. Çocuklarını, eşlerini, annelerini, babalarını arıyorlar. Ve sayın Başbakan Cumartesi annelerini kabul etti. Ama sayın BAşbakan daha önce "Ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Birileri onları kullanıyor" demişti. Herkes hakkını arayabilmeli. Hak arama demokrasinin önemli kurallarından biridir. Şimdi sayın Başbakan Cumartesi Annelerini kabul etti. Şimdi Sayın Başbakan'ın samimiyetini test edeceğiz.
Faili meçhullerle ilgili bir olayın araştırılması için sayın Başbakan bir önerge vermeye hazır mı? Hazırsa, biz daha önce 3-4 önerge verdik, kim reddetti, AKP grubu reddetti. Her şeyi beceriyorsun da sadece faili meçhulu mu beceremiyorsun.
Sayın Başbakan'a açık çağrı yapıyorum. Cumartesi Anneleri'ni kabul ettin. Güzel, destekliyoruz. Ama samimiyetini test ediyoruz. Samimiysen CHP'nin araştırma önergelerine evet de. "O ana muhalefet partisinin verdiği önerge kabul etmeyiz" diyorsan, sen önergeyi ver biz destekleyeceğiz. Bak ne kadar saydam davranıyoruz.
Siyasette samimiyet, düzgünlük önemlidir. Yoksa sen 12 Eylül acılarını çekenlerin acılarını nasıl sömürdüysen Cumartesi Anneleri'nin acılarını da sömürmek istiyorsun. Biz bu acıları sömürmene izin vermeyeceğiz. Bize oy versin vermesin her yurttaşın hakkını arayacağız.
Sadece Türkiye'de değil çevremizde de önemli olaylar oluyor. Tunus'ta başyladı, üniversiteyi bitiren bir genç işportacılık yapıyor, dayanamadı ve kendini yaktı. Olaylar başladı. Mısır'a sıçradı. Olayları hepimiz izliyoruz. Dünya izliyor. Üstelik yakından izliyor. Çünkü Mısır kibrit pozisyonunda bir ülke. Kimse ilgisiz kalamaz. Bizde Mısır'ı Mısırlılar'ı yakından izlemeye devam edeceğiz. Mısır'ı düşünenler olaylar sonrasını da merak ediyor. Kim gelecek, dengeler nasıl olacak... Münih'e gittik Güvenlik Konferansına katıldık. Dışişleri Bakanları, NATO yetkilileri, güvenlik uzmanları tartıştılar. 47 yıllık güvenlik konferansında ilk kez CHP'den de bir Genel Başkan Yardımcısı çıktı güvenlik konusundaki düşüncelerini anlattı. Bundan da gurur duyduk. AKP'nin yaptığını yapmadık. Ortadoğu'ya demokrasiyi, kadın haklarını götürelim dedik.
Sayın Başbakan ne yaptı? Fincancı katırları gibi ortalığı darmadağın etti. Güçlü ülke ABD ne yaptı, Obama hemen Mısır'a özel temsilcisini gönderdi. Biz doğrudan doğruya Mısır Hükümeti'ni hedef aldık. Onlar da Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef aldılar. Ama dış politikada hatanın faturası kolay kolay giderilemez. Cezayir'e bakınız. Hala o fatura önümüze getirilir. Biz Mısır'la ilmgili daha insancıl, demokratik açıdan değerlendirseydik, özel temsilcilerimizi gönderip düşüncelerdimizi aktarabilseydik ne olurdu. Yapmadık bu bunu. Beyefendi sahaya inecekmiş. Sen hep tribünde kalacaksın.
KIBRIS VE BESLEME TARTIŞMASI
Sayın Başbakan'ın dış politikadaki ikinci gafı Kıbrıs'la ilgili oldu. Kıbrıs bizim kendimizden ayırmadığımız bir ülke. Onların bağımsızlığına kavuşması için şehit verdiğimiz, barış olsun diye Silahlı Kuvvetlerimizi gönderdiğimiz bir ülke. Biz bütün bunları düşünerek Kıbrıs'ta özel ilgi gösteriyoruz. Onlara katkıda bulunuyoruz, onlar da bize katkıda bulunuyor. Onların demokrasilyeri bizden daha gelişmiş. Bizde memurların grev hakkı yok, onlarda var.Üniversiteleri var küçücük adada, üniversite ülkesi olmuş. Şimdi sayın Başbakan bir mitingde 5-10 kişi pankart kaldırınca, o pankartı kaldıranları değil de bütün Kıbrıs halkını, soydaşlarımızı hedef alıyor ve "besleme" diyor. Hazmedilebilecek bir söz değildir. Ve daha ileri gitmiş, "Çağıracağım hesap soracağım" diyor. Kim nasıl yapar bunu. Biz onları kazanalım derken, kaybetmek peşinde.
Annan Planı sürecinde sen onların sırtını sıvazlıyordun.
Sayın Başbakan biliyorsun iki tarafında promter vardır, ondan konuşur. Sayın BAşbakan senin ne haddine irticalen konuşmak. Her konuşmanda çam deviriyorsun.
Dubai ‘de 1 milyar dolar almak için imza atmadı mı senin bakanın. Herkese besleme gözüyle bakıyorsun. Sende mi beslemesin?
Senin kafanda bu var. Vatandaşa makarna kömür dağıtıyorsun, onlarda mı senin beslemen. Böyle bir mantık olabilir mi?
Bunların kafasında insan hakları, insan onuru, "ülkelerin onuru vardır, geleceği vardır" yok. Bunların kafasında klasik "Ben söylerim, bağırırım, benim söylediğim geçerlidir" düşüncesi var. Bunlar dış politikada sıfır sorun diye başlamışlardı, keşke başlamasalardı. İlişkilerimizin iyi olduğu ülkelerle de aramızı bozdular. "Mısır yöneticileri Mısır halkına kulak ver" diyor. Onlar çıkıp "Ey Türkiye yöneticileri sende Türk halkına kulak var" dese ne diyecek. Çalışanlar torba yasayı protesto ediyor. Biber gazları, coplar, soğuk sular vs. her şey var. Sen kendi halkına bunu yaptıktan sonra Mısır'a konuşmaya hakkın var mı?
EKONOMİ İYİ GİTMİYOR
Gazetelerin ekonomi sayfalarını açsanız, AKP'nin ekonomi mucizelerinden bahseder. Açlıktan ölenler yok. Onlar 3. sayfada magazin haberleri arasında yer alıyor. İthalat yoktur, ihracattan bahsederler. Tarımdaki çöküş yoktur. Birinci zsayfadan itibaren sayın Başbakan'ın açtığı tesislerden bahsedilir ama o tesisler nedir ne değildir yoktur.
Şimdi bakalım neymiş, vatandaşın gündemi ne: 80 yılda Türkiye Cumhuriyeti'nin borçlandığı miktar 242 milyar lira. 8 yılda borçlanılan miktar 217 milyar lira. Bu devletin borçlanması. Faiz ödemelerine geçiyorum. 80 yılda bütçeden yapılan faiz ödemeleri 135 milyar, son 8 yılda 405 milyar lira. Bu faizi kim ödüyor. Bu faizi tüyü bitmemiş yetim dahil hepimiz ödüyor. Kİmlere ödüyoruz? Faizciliğe karşıydı bunlar. Faizi günah sayarlardı. Ne oldu da bu faiz ödeniyor. 2002 yılında dış borç stoku 129 milyar son 8 yılda 137 milyar daha ilave ettik. Gelelim vatandaşın durumuna. 2002 yılında vatandaşların bankaya olan borçları 6,5 milyar lira 2010 Aralık'ta 170 milyar lira. Bunları gizliyorlar. Vatandaştan gizliyorlar. Her gittiğiniz yerde anlatın. Ekonomi hiç iyiye gitmiyor. Vatandaş dertliyse bir bildiği var. Kimse keyfinden dertli olmaz. Vatandaşın bankalara borcunun artış miktarı yüzde 2502.
Borcunu ödeyemeyen vatandaş sayısı 10 binden 625 bine çıkmış. Küçük haberler görürsünüz, kredi kartı borcu nedeniyle intihar etti. Küçük küçük haberler. Protestolu senet tutarları 2002'de 498 bin, Ocak 2010 1 milyonu aşmış durumda. Ekonomide bir sorun var. Vatandaşın çektiği ciddi bir çile var.
Büyümeye bakıyoruz: 1980-2002 dönemi dünyada ortalama büyüme hızları, TÜrkiye 49. sırada. 2002-2009, 49. sıradan 88. sıraya gerilemişiz. 39 ülke bizi geçmiş. NAsıl oluyor. Niçin gazetelerin ekonomi sayfaları bunları görmez, halkın derdini dile getirmez. Halkın gözü kulağı sesi olmayacaksa, vatandaşın sorununu dile getirmeyecekse neyi dile getirecek. Bunlar o kadar beceriksiz ki, planları bile 6-7 ay gecikmeyle yaptılar. Bütçe çağrısını Temmuz ayında yapmaları gerekirken, Bütçe görüşmelerinden 15 gün önce çağrı yaptılar. İyi yönetilen ekonomide bunlar olur mu? İyi yönetilen bir ekonomide halk hayatından memnun olur.
Ostim'de patlama oldu, bir işyerinde kaçak mazot üretiliyormuş. Acaba sayın Başbakan bunları düşündü mü. Nİye buna ihtiyaç duydular. Sayın Başbakan Denizli'ye gitti. Kimsenin görmediği tesisler açarken ilan vermişler, katılanlara yağmurluk verecekler. Hani bir belediye başkanına siyasi rüşvet verdiler ya.
Bir ekonomi iyi yönetilse sık sık mali açık çıkar mı? Ben niye yüksek faizlerin altında ezilip kalayım. Demekki ekonomi kötü. Ekonomiyi bu hale getirirseniz daha çok mali açık verirsiniz.
Bunların kendi aralarında da uyuşmazlık var. Birisi çıkıyor faiz indiriminde Merkez Bankası sınıfta kaldı öbürü Merkez Bankası çok iyi yaptı. Daha da önemlisi bir bakan çıktı "Biz direk vergiyi toplayamadığımız için dolaylı vergilere ağırlık verdik" dedi. Yani beceriksizliklerini itiraf etti. Toplayamadıkları için de vatandaşın ekmeğine, suyusa, elektriğine, içeceğine vergi artırdılar.
Şimdi bütün vatandaşlarıma soruyorum. Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmasını yapacaksın, bütün tersaneleri, fabrikaları satacaksın. Ee o zaman bu vatandaşın hali ne. Bu paralar nereye gitti o zaman? 35 milyar dolarlık mal satacaksın, borçlanacaksın, sonra da kimse memnun olmayacak. Bunun hesabını birinin sorması lazım. İşsizlik azalmadı. 8 yıldır siz işsizliği azaltamadıysanız, iktidarda niye bekliyorsunuz. Bir şey yaptılar, haklarını yemeyelim. Vatandaşın ümüğünü sıkmak için icra dairelerinin sayısını artırdılar. Malatya'daki kardeşlerim bana faks çekmişler. Hem büyük alışveriş merkezindeki esnaf kazanmalı, hem de diğerleri kazanmalı. Biz yartılan katma değerin kardeşçe paylaşılmasını istiyoruz. Biz güçlü, zengin bir ülkeyi. Bir şanssızlığımız var, o da Adalet ve Kalkınma Partisi. Gücümüzün farkında değiliz, örgütlenin...
RÜŞVETTE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
AKP baskıcı bir rejim de uyguluyor. Çünkü hukuktan, demokrasiden haberleri yok. Vur dedi mi öldüren anlayışları var. Biz ne diyoruz, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, eleştiriye evet. Biz de eleştirilebiliriz. Hoşgörüyle karşılayabilmeliyiz. Ama bunlar baskıyı seviyorlar. Baskıcı rejimler yolsuzluk, rüşvet getirir. Rüşvet dedim de Uluslararası Şeffaflık Örgütü bir rapor hazırladı. 86 ülkede çalışma 91 bin 500 kişiye sorulmuş. Türkiye'de "Son üç yılda yolsuzluklar azaldı mı azalmadı mı" diye sormuşlar. Azaldı diyenler yüzde 26, arttı diyenler yüzde 57. Yüzde 57 rakamı küçükmesenec bir rakam değildir.
Son bir yılda devletten hizmet alırken rüşvet verdim diyenlerin oranı yüzde 33. Asya Pasifik ülkelerinde bu oran yüzde 11, Avrupa'da yüzde 5. Yine Avrupa'nın birincisiyiz. Rüşvet vermede, iş kazalarında birinciyiz. Bu tabloyu AKP yaratıyor.
Yine bir rakam var, o da ilginç. 2004'te de sormuşlar, bu oran yüzde 6, 2010'da yüzde 33. SAğa baktım rüşvet, sola baktım rüşvet, eşittir AKP. Adaletten Kaçanların Partisi. Bu gerçekleri konuşacağız, tarlada, kahvede konuşacağız. Halka anlatacağız. Diyeceğiz ki bu senin kaderin değil, halkın iktidarında milli gelir yaratılacak, hakça dağıtılacak, esnafımızı, sanatkarımızı koruyacağız, çiftçimiz alın terinin karşılığını alacak. Hepsinin planı, programı var. Elalem yapıyor da, kalkınıyor da biz nriye kalkınamıyoruz, yapamıyoruz. Tek nredeni var: Sİyaset kurumunun Türkiye'de temiz olmaması.
Gelin temiz siyasete, vatandaşa hesap vermeyi namus görevi kabul edenlere gelin. Yani CHP'ye gelin. Neyimiz eksik bizim. Birileri bizi bölmeye çalışıyor, bölünmeyelim,. beraber olalım. Güçten kuvvet doğarsa o gücümüzü kullanalım.
Bu hükümet döneminde iş kazalarında, rüşvette Avrupa'da bir numara olduk. BUnu onurumuza y.ediremiyorsak, iyl seçimlerde hesap soralım. Demokrasinin gereğidir bu.
Sayın Başbakan konuşmasında ordumuzu övmüş, bizi eleştirmiş. Bizi eleştirdiğin gibi kendini de eleştirmesini bileceksin. Eğer senin bir bakanın çıkıp da "Bu orduyla mı biz savaşa girecektik" der ve sen sesini çıkarmıyorsan sen o orduya saygı göstermiyorsun demektir. Biz sadece orduya değil devletin tüm kurumlarına saygılıyız. Ama devleti devlet yapan kurumlara saygılıysak, o saygıyı da çok iyi bilmeliyiz. Hiç kimse ordu üzerinden siyaset yapmasın. Bu bize Mustafa Kemal'in verdiği bir mirastır. Her kurum eleştirilebilir, ordu da eleştirilebilir. Ama önceki genel başkanımızın çok önemli çok önemli bir sözü var. Orduyu eleştirmek CHP Genel BAşkanı katında olur. Biz güzel geleceği parlak bir Türkiye özlemişle yanıp tutuşoruz, her alana gidiyoruz. TEk ses, ortak ses çıkarmalıyız.