23 Ekim 2017 Pazartesi

En Güzel Meyve Çiçeği Fotoğraflarına Ödül “Ülkemizdeki bütün adaletsizliklerle mücadele ediyoruz” Bakan Tüfenkçi :İyi Yönetici Takip Edendir CHP’de Celal Berktaş Sesleri Evkur Yeni Malatyaspor-Trabzonspor : 1-0 ''Göç ve Mültecilik'' Semineri Başladı Vali Kaban’dan Şehit Ailelerine Ziyaret Başkan Gürkan, Göller Mahallesi Sakinleri İle Biraraya Geldi Mahalle Muhtarları Şanlıurfa’da Kültür Gezisine Katıldı Vali Kaban, Ilıcak Kur-An Kursu’nda İncelemelerde Bulundu

Arş. Gör. MURAT BUĞRA TAHTALI

 

HAKSIZ TAHRİK ALTINDAYIM SAYIN HÂKİM!

24.11.2016  

Baştan anlatayım meramımı Sayın Hâkim! Çocukluğuma ineyim…

            Babamın görevi dolayısıyla Diyarbakır’da ilkokula başladığımda, oturduğumuz binada yan komşumuz sayesinde tanıştım kadına yönelik şiddet ile… Bir otelde müdür olan evin “erkeği”, her akşam iş çıkışı gidip bir yerlerde içer, ardından kapıyı tekmeleyerek girerdi evine… Sonrası her akşam aynı hikâye… Önce küçücük çocuklarından başlardı dövmeye, sonra sıra gelirdi eşine… Zavallı kadının çığlıkları, yan duvardan gelen ve evin içinde çınlayan tokat sesleri ve bağrışmalar uzun yıllar hiç gitmeden yer etti beynimde…

            Bir gün tak etti canına kadının bu işkence… Ne arkada bırakacağı çocukları umurundaydı, ne hayatı… Sahiden; bu yaşanılan, gerçekten bir hayat mıydı ki! Hayat dediğimiz sadece nefes alıp vermekten mi ibaretti? Dayak yemek, boyun eğmek, mor gözlerle dışarı çıkmaktan utandığı için kendini eve hapsetmek de hayata dâhil miydi? Bu düşüncelerle uyandı bir sabah, çıktı cama ve bu dünya cehennemini nihayete erdirmek istedi… Kolluk kuvvetleri, itfaiye ve alta gerilen branda bu girişimi engelledi… İkna ettiler kadını, kocası o geceyi nezarette geçirdi… İnanır mısınız Sayın Hâkim, uzun zamandan sonra belki de ilk kez huzurlu bir şekilde uyudu o gece apartmanın tüm sakinleri…

            İki – üç öğüt vermişler o gece dayakçı kocaya kolluk kuvvetleri… Ertesi gün bu kez ayık ama her zamankinden çok daha sinirli bir şekilde eve geldi…  Nasıl sinirlenmesindi! Aile içinde kalması gereken (!) “özel ilişkilerini” cümle âleme ifşa etmişti kadın! Bedelini ödemesi gerekirdi! Sonra yine dayaklar, yine çığlık sesleri… Biz Diyarbakır’dan ayrılıp tekrardan memleket yollarına düştüğümüzde bu olay hala devam etmekteydi… Sonrasını bilmiyorum: Ya o insan görünümlü cani ölüp gitmiştir, ya da kadın bir cinnet anında ikinci kez o planı devreye sokmadıysa, hayatının sonuna kadar yaşadığı cehennemi kabullenip rahata erme hayallerini ebedi hayatına ertelemiştir…

            Yoktu çünkü başka bir ihtimali… O günkü koşullarda toplum bu günkü kadar “hassas” değildi… Kolluk kuvvetleri eğitimsizdi, yasalar korumuyordu kadın bireyleri bu günkü gibi… Oysa bu gün eser kalmadı o günlerden, her şey süt liman değil mi?

            Değil Sayın Hâkim!

            Vicdanını kararlarına katan meslektaşlarınızı tenzih ederek şunları söylemeliyim:

            3,5 yaşındaki Irmak kızımızın kanı hala toprağı nemlendirirken…

            Özgecan’ ın yanmış cesedinden tüten duman kokusu hala genizlerimizi ve ciğerimizi yakarken…

            Ayşe PAŞALI’ nın morarmış gözlerine rağmen O’nu o hale getiren eski kocasının serbest kalışı, o caninin hapse atılması için ancak Ayşe’ nin ölmesinin beklenmesi hala hafızalarımızdayken…

            Tecavüz, istismar, kadın cinayetleri almış başını giderken…

            Solup giden hayatlar, gazete sayfalarının 3. sayfalarında üç satırla özetlenip değersizleştirilirken ve toplum bu gerçeğe (!) alıştırılmaya çalışılıyorken…

            Kadınların sokağa çıkma yasağı saatleri toplum tarafından belirlenirken, nasıl giyinecekleri, nasıl konuşacakları, nasıl yürüyecekleri, çalışıp çalışamayacakları, kimi sevecekleri, hayatlarını kimle birleştirecekleri, hayatlarını evlerine nasıl adamaları gerektiği hususları; kendilerinden başka herkes tarafından karar verilirken…

            Ve nereden geldiği bilinmeyen bu “toplumsal kurallar” karşısında üstlerine düşeni yapmadıkları (!) zaman; onları öldüren, onlara tecavüz eden, onlara şiddet uygulama hakkını kendinde gören kişilerin, sizin önünüze gelip takım elbiseyle el – pençe – divan durarak “haksız tahrik altındaydım” beyanları mahkemelerinizin tozlu raflarının içindeki tutanakları süslerken(!)…

            Nihayet siz de, “vicdani kanaat” adı altında, vicdanlarınızı kürsülerinizin altına gizleyerek, yıllardır size öğretilen toplumsal cinsiyet algılarınızla bu beyanların haklılığına inanıp önce “haksız tahrik” sonra da sanığın mahkemedeki saygın (!) tutumundan hareketle “iyi hal” indirimi ile onları ödüllendirirken…

            Böylece kadını koruyan sayfalar dolusu mevzuata gözünüzü; mağdur ve yakınlarının feryatlarına ve kadın haklarını savunan sivil toplum örgütlerinin çağrılarına ve nihayet fakültede okuduğunuz yıllarda hocanızın size anlattığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ nin 1. maddesinde geçen “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.” normuna kulaklarınızı kapatırken…

            Kadının insan hakları üstüne yıllardır akademik çalışmalarda bulunan, araştırmalar yapan, her platformda bu konu hakkında emek harcayan ve bundan bir an bile yorulmayan bir akademisyen olarak; ben, bu yaptığımın akıntıya kürek çekmek olduğunu düşünüyorum…

            Haksız mıyım? Çok mu saçmalıyorum?

Suç mu işliyorum bu düşüncelerimle…

Bakın, yakama özenle iliştirilmiş kravatım ve takım elbisemle karşınızdayım işte…

Hem de; dedim ya bu alanda yıllardır çalışma yapıp, bir de bunların karşılığını göremeyen, kadın haklarını savunan bir “erkek” olarak, “haksız tahrik” altında kapıldığımı beyan ediyorum, bu düşüncelere…

Erkek olmam yeterli değil mi bana vereceğiniz haksız tahrik indirimi ile beni ödüllendirmeniz için Sayın Hâkim, söylesenize…

Suçluysam bunları düşünmekle; buyurun… Kırın kalemi, kesin cezamı…

Ama dediklerimi bir kez daha düşünün kafanız yastıktayken, bu gece yatmadan önce...

Ve sözüm sizedir arkamda desteğini hissettiğim meslektaşlarım, öğrenci arkadaşlarım, kadın sivil toplum örgütlerindeki yol arkadaşlarım…

Kadınların değil de faillerin gereken cezaları alacakları yarınlara inancınız, HER ŞEYE RAĞMEN daim olsun…

25 Kasım “KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ” müz kutlu olsun!

Arş. Gör. Murat Buğra TAHTALI

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ 

 Toplam 2346 defa okunmutur  Yazdr Yazar Girii Payla:
Yorumunuz
Adnz Soyadnz:
UYARI: Kfr, hakaret, rencide edici cmleler veya imalar, inanlara saldr ieren, imla kurallar ile yazlmam, Trke karakter kullanlmayan ve tamam byk harflerle yazlm yorumlar onaylanmamaktadr. IP adresiniz gvenliiniz iin kayt edilmektedir.

Yorumunuz
Toplam (1) adet yorum yaplmtr
fatma duran 28.11.2016 20:56:36
saygıdeğer hocam ,kadınlara ya da diğer insanlara yapılan her türlü haksızlık yada şiddete göz yummak bir insanlık ayıbıdır ve utanç vericidir.bu tür suçların cezasız kalması ise ülkemizin medeniyet, gelişmişlik ,ahlak vs...vs... seviyesinin ne durumda olduğunun en açık göstergesidir. duygulara tercüman olmuş ve söylenebilecek herşeyi en güzel şekilde söylemişsiniz.insanlığınıza, vijdanınıza, aklınıza ve de yüreğinize sağlık.en içten selam ve saygılarımla
Yazarlarmz


ELEŞTİRİLEL GÖZLE DÜNYAYA BAKMAK İYİDİR İYİ…

REMZİ HAYTA
  REMZİ HAYTA
  VAHAP GÜNER
  Prof. Dr. MUSTAFA TALAS
  ASUMAN SARITAÇ
  FUAT KARAMAN
  NURETTİN KONAKLI
  CUMALİ DUMAN
  BAYRAM AKDEMİR
  AYŞEGÜL ÇOŞKUN
  ENVER KALAYCIOĞLU
  Arş. Gör. MURAT BUĞRA TAHTALI

Anket

Aktif Anket Bulunamad
Gazeteler
Hi Rportaj Yok

Rportajlar
Benler cilt kanserinin habercisi demek

ok Okunanlar
Malatya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi tarafından düzenlenen “Meyveler Çiçek A
En Güzel Meyve Çiçeği Fotoğraf
“Ülkemizdeki bütün adaletsizli
Bakan Tüfenkçi :İyi Yönetici T
''Göç ve Mültecilik'' Semineri
CHP’de Celal Berktaş Sesleri
Evkur Yeni Malatyaspor-Trabzon
Vali Kaban’dan Şehit Ailelerin
Başkan Gürkan, Göller Mahalles
Mahalle Muhtarları Şanlıurfa’d
Vali Kaban, Ilıcak Kur-An Kurs
Fla Haber - Tm Haklar Sakldr 2008-2011
zinsiz ve kaynak gsterilmeden yaynlanamaz.