14 Aralik 2017 Perşembe

Savaklı Mahallesine 1000 Tonluk Soğuk Hava Deposu Mahallelerimiz Daha Güzel Ve Nezih Bir Görünüme Kavuşuyor Gazetelere 550 milyon TL para dağıtmak israf değil mi? Fırat Edaş'dan kesintili ile ilgili açıklama geldi Lale Altuntaş'a Ziyaretler Kayseri yörelerindeki köylerden birinde ... Alaettin Menekşe'nin acı günü Başkan Gürkan, Yapılan Çalışmaları Yerinde İnceledi 'Bağımlılıkla Mücadele Platformu Toplantısı' Gerçekleştirildi Keskin’den işyeri yanan esnafa ziyaret

BAYRAM AKDEMİR

 

UNUTULAN TARİHİMİZ: OSMAN GAZİ’DEN VAHDETTİN’E 2

17.12.2016  

Sevgili okuyucularım, geçen yazımda 623 sene hüküm süren “Osman Gazi’den Vahdettin’e” Osmanlı hanedanlarının üç kıtaya yayılan Osmanlı İmparatorluğu’ndan, dünya tarihini yönlendiren hükümdarların öykülerine bu hafta da kısa özetlerle devam edeceğim.

       I.MEHMED HAN ( ÇELEBİ SULTAN MEHMET)

       Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu olan I.Mehmet Han, 1393 yılında devlet idaresinde tecrübe kazanması için Amasya’ya sancak beyi olarak tayin edilmişti.

     I.Mehmed Han, 1402 yılında parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebiler ile mücadele etmişti. En son 1413 yılı Çamurlu mevkiinde kardeşi Musa Çelebi kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra Edirne’de tahta çıkarak devletin birliğini sağlayarak elden çıkan toprakları geri almaya çalışmıştı. 1414’de Anadolu üzerine yürüyerek Aydınoğlu Cüneyd beyin elinde olan Kayacık, Nif ve İzmir’i aldıktan sonra Karamanoğulları’nın elinde bulunan Konya’yı kuşatsa da İkinci Mehmed’in af dilemesiyle barış yaptı. Ancak Karamanoğulları’nın sözünde durmaması üzerine Sultan I.Mehmed şehri ikinci defa 1415 yılında kuşattıktan sonra yapılan ikinci bir antlaşmayla Konya’yı Karamanoğullarına bırakarak Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç ve Beyşehir kalelerini ülkesine katmıştı.

       Çelebi Mehmet döneminde en önemli hadise olarak Şeyh Mahmud Bedrettin isyanıdır. Bu ayaklanmayı zamanında bastırarak Şeyh Bedrettin’i idam ettirmişti. Aynı yıl Rumeli’de kendisiyle taht mücadelesine giren kardeşi Mustafa Çelebi’yi yenilgiye uğratınca Mustafa Çelebi kaçarak Bizans İmparatorluğuna sığınmıştı.

      Osmanlı Devleti’nin ikincisi olarak kabul edilen Çelebi Sultan Mehmet 26 Mayıs 1421 yılında vefat etti. Padişahlar arasında ilk defa vefatı gizlenen padişah olmuştur.

 

     II. MURAD HAN

 

     1404 yılında Amasya’da doğan Sultan II. Murad’ın çocukluğu Amasya’da geçti.18 yaşında tahta geçen II. Murad,1415 yılından itibaren askeri bilgileri öğrenip tecrübe kazanması ve devlet yönetimine hazırlanması amacıyla Amasya Sancakbeyliği görevi verilmişti. Bu görevde iken 1420 yılında Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarını bastırdıktan sonra 1421 yılında babasının vefatı üzerine 25 Haziran 1421 yılında tahta çıkmıştı.

       Murad Han’ın yılları isyanları bastırmakla geçmişti. Anadolu beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğulları Osmanlı hâkimiyetini tanımayarak ayaklanmışlardı. Yine Bizans imparatoru Manüel’in tahrikleriyle amcası Mustafa Çelebi saltanatını ilan etmişti. II. Murad Han, amcasının kuvvetlerini Ulubat çayı kenarında bozguna uğratıp amcasını öldürdükten sonra İstanbul’u kuşattı. Ancak bu defa Karamanoğulları’nın teşviki ile küçük kardeşi Mustafa Çelebi’nin isyanıyla karşılaştı. Kardeşinin İznik’i alarak Bursa üzerine yürümesiyle İstanbul kuşatmasını kaldıran II.Murad  Han, 1423 yılında İznik’i geri alarak kardeşini idam etmişti.

       1444’te Macarlarla yapılan Segadin antlaşmasından sonra saltanatını geleceğin Fatih’i olacak olan oğlu Mehmed’e terk eden Murat Han, Manisa’ya çekilmişti. Bu taht değişikliğini fırsat bilen Avrupalılar, Türkleri Rumeli’den çıkarmak için haçlı ittifakına giriştiler. Bunu üzerine tekrar ordularının başına geçen Murad Han, Bizans İmparatorluğu ile Macar, Leh, İtalyan, Çek, Litvanya Hırvat, Fransız, Alman ve Venediklilerin katıldığı büyük haçlı ordusunu Varna’da ağır bir yenilgiye uğratmıştı. 1448 yılında Haçlılar yeniden saldırırınca İkinci Kosova Zaferi kazanılmasından sonra on iki yaşında şehzade iken başlayan muhabere hayatı 47 yaşında vefat etmeyle son bulmuştu.

 

II.MEHMED (FATİH)

 

    Hz. Muhammed’in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul’u fethini gerçekleştiren yedinci Osmanlı padişahı ve İstanbul Fatihi olacak Sultan II. Mehmet 30 Mart 1432 yılında doğmuştu. 20 yaşında padişah olduktan bir yıl sonra 21 yaşında İstanbul’u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu kaldırarak Fatih unvanını almıştı.

      Genç yaşında tahta oturan II. Mehmed, devleti ve ordusunu daha büyük hamleler yapacak seviyeye getirdi. Şehzadeliğinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek ve hazret-i peygamberin “ Kostantiniye  (İstanbul) muhakkak feth edilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerdir.” Müjdesine mazhar olmak istiyordu. Bu gaye ile en büyük ateşli silahlar ve toplar imal ederek ordusunu dayanılmaz bir kudret haline getirmişti..

      Sevgili okuyucularım, 6 Nisan 1453 günü başlayan İstanbul kuşatması,  22 Nisan’da Fatih’in donanmasını Beşiktaş’tan Haliç’e çok şiddetli bir saldırıyla başlayan  İstanbul’un fethi,  29 Mayıs 1453 günü yapılan son taarruzla İstanbul şehri alınmıştı. Beyaz bir at üzerinde askerleriyle muhteşem bir şekilde Topkapı’dan şehre giren Fatih Sultan Mehmet, doğruca Ayasofya’ya giderek Cuma namazını orada savaşa katılan gazilerinin sevinç ve heyecanları içinde kıldı. Namazdan sonra Ayasofya’nın kıyamete kadar cami olarak kalması için yazılı vasiyette bulundu.

        Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı Devletini bir cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyeti bütün dünyaya yayma mücadelesine girişerek “ Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payı tahtı olmalıdır “ diyordu. Bu gaye ile kısa zamanda Anadolu’da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak ederek Dulkadir beyliği ile Kırım hanlığını eline almıştı. Birçok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylikleri ortadan kaldırarak Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç) ülkelerini fethetmişti.

      Büyük Türk Sultanı Fatih Sultan Mehmed, 1481 yılı baharında üç yüz bin kişilik ordusuyla yeni bir sefere çıkmış ancak Hünkar çayırı denilen mevkide hastalanarak 3 Mayıs 1481 yılında vefat etmişti. Özel doktoru olan Yahudi dönmesi Yakup Paşa tarafından zehirlendiği söylenmektedir. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından Yıldırım Bayezid döneminde elden çıkan topraklar yeniden kazanılmış, Kırım’ın fethi ile Karadeniz bir Türk gölü haline getirilmiş, İstanbul, bir ilim merkezi ve sanat merkezi haline getirilmişti.

       Sevgili okuyucularım, Fatih Sultan Mehmed’ten sonra tarihimizde etkin bir yere sahip olan II.Bayezid, I.Selim (Yavuz), I.Süleyman (Kanuni), II.Selim Han, III.Murad Han, III.Mehmed Han, I.Ahmed Han, I.Mustafa Han, II.Osman (Genç) IV.Murad Han, İbrahim Han (Deli), IV, Mehmed Han, II.Süleyman Han, II.Ahmed Han, II.Süleyman Han, III. Ahmed Han, I.Mahmud Han, III.Osman Han, III.Mustafa Han, I.Abdülhamit, III.Selim Han, IV.Mustafa Han, II.Mahmud Han, Abdülmecid Han, Abdülaziz Han, V.Murad Han, II. Abdülhamit Han, Mehmet Reşat Han ve Vahdettin Han asırlar süren iktidarları dönemleriyle bu gün yaşadığımız Cumhuriyet’in tohumlarını attıklarının farkında mıydılar.

          Padişahlarımızdan Mehmet Reşat Han, İttihak ve Terakki Cemiyetinin desteğiyle tahta çıktığında 65 yaşındaydı. Padişahlığı sırasında yönetimi daha çok İttihat ve Terakki Partisinin ileri gelenlerinden Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın eline geçmişti.

        Bu yıllarda İtalya, Kuzey Afrika’da Osmanlılara ait olan Trablusgarp’ı ele geçirmek istiyordu. Avrupalı devletlerin desteğini alan İtalya, Osmanlı Devletine bir ültimatom vererek Trablusgarp’ın kendilerine verilmesini istiyordu. İtalya’nın bu isteği Osmanlı Devleti tarafından reddedilince 1911 yılında Trablusgarp ve Bingazi işgal edilmişti.

       Mustafa Kemal ve Enver Paşa, Trablusgarp’a giderek Derne ve Tobruk’ta direniş hattı oluşturdular. İtalya ise Osmanlı Devletini barışa zorlamak için Çanakkale’de Türk istihkâmlarını denizden topa tuttular ve On iki adaya asker çıkardılar. Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalya ile antlaşma sağlanarak Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya verildi. On iki ada ise Yunanistan’ın işgal etmemesi için Osmanlıya geri verilmek üzere İtalya’da kalıyordu.

      Bu yıllarda bağımsızlığını kazanan Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karabağ Trablusgarp savaşıyla uğraşan Osmanlı Devletine savaş açmışlardı. Birinci Balkan Harbinden birçok cephede ağır yenilgiyle ayrılan Osmanlı Devleti, Ruslara güvendiklerinden dolayı ordusunu terhis etmişti. Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlemiş, Yunanistan Selanik’i işgal etmişti. Bu olaylardan faydalanmasını bilen Arnavutluk’ta bağımsızlığını işgal etmişti. Osmanlı Devletinden aldıkları toprakları kendi aralarında paylaşamayan Sırbistan, Yunanistan ve Romanya Bulgaristan’a karşı savaşa başladılar. Osmanlı Ordusu tarihi şehrimiz Edirne’yi kurtardıktan sonra Meriç’e kadar ilerledi ancak Avrupa ülkelerinin müdahalesiyle fazla ilerleyememişlerdi. İkinci Balkan Savaşı sonunda yapılan İstanbul Antlaşması ile Edirne ve Kırklareli Türklere geri verilmiş Kavala ve Dedeağaç ise Bulgaristan’a verilmişti. İki devlet arasında Meriç nehri ise sınır oldu.

         Sevgili okuyucularım, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşında birçok cephede savaştı. Çanakkale Savaşında ise tarihin en büyük direnişini göstererek düşman donanmalarının boğazdan geçmesine izin vermemişti. Türk Milletinin başarıya ulaşması için dua etmekten başka bir iş görmeyen Mehmed Reşat Han, Osmanlı İmparatorluğunun bu feci şartları içinde 1918 yılında kalp yetmezliğinden vefat edince veliahtlığa Sultan Mehmed Vahdettin getirilmişti.

        Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin veliahtı olarak Almanya’ya yaptığı resmi bir ziyarete yanına Mustafa Kemal’i de almıştı. 30 Ekim 1918 yılında Limni adasının Mondros limanında Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay’ın başkanlığını yaptığı Osmanlı Heyeti ile İhtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı savaş sona ermişti. I.Dünya savaşını bitiren bu antlaşma aslında Türk Milleti için çok ağır şartlar taşıyordu. Mustafa Kemal bu mütareke ile ilgili olarak şunları söylemişti; “ Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti (yardım) de vaad eylemiştir. Bu mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir ”.

     Mondros Ateşkes Antlaşması ile itilaf devletleri arasında yapılan barış antlaşması taraflarca imzalanması beklenmeden Türk topraklarının taksimine başladılar. Çünkü antlaşmanın 7. maddesi, bütün memleketin işgali için İtilaf Devletlerine imkân veriyordu

       Hayatını tehlikede gören Sultan Vahdettin, İstanbul’daki işgal kuvvetleri komutanına başvurarak İngiliz devletine sığınmak istediğini bildirince 17 Kasım 1922 sabahı İstanbul’dan Malaya isimli bir İngiliz zırhlısı ile ayrılarak önce Malta’ya daha sonra Hicaz’a gitmişti. Mekke’de de bir süre kaldıktan sonra İtalya’nın San Remo şehrine giderek vefatına kadar orada kaldı.

        15 Mayıs 1926 günü 65 yaşında vefat eden Sultan Mehmed Vahdettin’in en büyük arzusu vatan topraklarında gömülmekti ama bunun mümkün olmayacağını bildiği için en azından halkı Müslüman olan bir ülkenin topraklarına gömülmek istemiş, Şam’da Selahaddin Eyyubi Türbesine gömülmeyi istemişti. Ama cenazesi alacaklılarının haciz koymaları yüzünden bir süre ortada kalmış, devrin Suriye Devlet Başkanı Ahmet Nami Bey, olayı duyunca çok üzülmüş ve bütün borçlarını ödeyerek cenazesini Suriye’ye getirerek Selahaddin Eyyubi Türbesinin dolu olmasından dolayı Sultan Selim Camii’nin bahçesine gömülmesini sağlamıştı.

      Sevgili okuyucularım, bu satırları yazarken TV ekranlarında son dakika haberiyle yıkıldım. Acı haber bu defa Kayseri’den geldi. Devletimizin bütünlüğü için cennetin bahçelerine koşar gibi Kayseri Komando Tugayı’na giden ana kuzularının şehit haberini aldım. Dostlara güven düşmana korku salan Komando Tugayımız, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtıyla adını Türk Savaş Tarihine, yıllardır yurdumuzun bir bölgesinde dış güçlerin verdiği desteklerle halkımızın huzurunu bozmaya çalışan bölücü terör örgütüne verdikleri zayiatla destanlar yazmışlardır. Dış güçler başarılı olamayacaklardır sevgili okurlarım. Bizlerde 15 Temmuz ruhu olduktan sonra içte dışta kimse bizi BİR kardeş kavgasının içine çekemez. Kurtuluş savaşından sonra Avrupa devletleri Türk Silahlı Kuvvetlerimiz için her yirmi yılda bir “ TÜRKLER ATI CENGİ UNUTTU “  demelerine 1950 yılında Kore’de, 1974 yılında Kıbrıs’ta, 1984 yılından beri bölücü terör örgütüne karşı Kayseri Komando Tugayında yetişen Mehmetçikler Türk’üyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle bir bütün olarak dediler ki; “ TÜRKÜN ASKER OLDUĞUNU, ATI CENGİ UNUTMADIĞINI” tüm dünyaya yazdıkları destanlarla anlatıyorlardı… Evet, Türk tarihi şehit ve gazi kahramanlarımızın kahramanlıklarını yazıyor, yazmaya devam edecektir.

       Ama tarih sayfalarımız gece gündüz halkımızın huzuru için kışlasından, anasına, babasına, kız kardeşine, nişanlısına daha rahat bir cafe ortamında alo demek için çarşı iznine bayram ederek giden Mehmetçiklerimize yapılan bombalı saldırıyı, bir hafta evvel İstanbul Beşiktaş semtinde maç görevini tamamlayarak evlatlarına sarılmak için evlerine gitmeye hazırlanan Polislerimize yapılan saldırıda sahte Avrupalı dostlarımızın bölücü terör örgütlerine verdiği desteklerle patlatılan bombaları,  canlı bombaları tarih yazmaya devam edecektir ve Türk Milleti asla unutmayacaktır.

        Yeter ki bir bütün olalım… Avrupa’nın yazdığı senaryo da rol almayalım. Daha evvel yazdığım gibi

        “ TÜRK’Ü SEVMEYEN BİR KÜRT VARSA, KÜRT DEĞİLDİR

           KÜRDÜ SEVMEYEN BİR TÜRK VARSA, TÜRK DEĞİLDİR “

  

Kaynak: Neden Kitap yayıncılık/ Ayhan Buz.

 

    

     

    

 

 Toplam 1279 defa okunmuştur  Yazdır Yazar Girişi Paylaş:
Yorumunuz
Adınız Soyadınız:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. IP adresiniz güvenliğiniz için kayıt edilmektedir.
Yazarlarımız


ELEŞTİRİLEL GÖZLE DÜNYAYA BAKMAK İYİDİR İYİ…

REMZİ HAYTA
  REMZİ HAYTA
  VAHAP GÜNER
  Prof. Dr. MUSTAFA TALAS
  ASUMAN SARITAÇ
  FUAT KARAMAN
  NURETTİN KONAKLI
  CUMALİ DUMAN
  BAYRAM AKDEMİR
  AYŞEGÜL ÇOŞKUN
  ENVER KALAYCIOĞLU
  Arş. Gör. MURAT BUĞRA TAHTALI

Anket

Aktif Anket Bulunamadı
Gazeteler
Hiç Röportaj Yok

Röportajlar
Benler cilt kanserinin habercisi demek

Çok Okunanlar
Malatya Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla, Savaklı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından Doğa
Savaklı Mahallesine 1000 Tonlu
Mahallelerimiz Daha Güzel Ve N
Gazetelere 550 milyon TL para
Fırat Edaş'dan kesintili ile
Lale Altuntaş'a Ziyaretler
Kayseri yörelerindeki köylerde
Alaettin Menekşe'nin acı günü
Başkan Gürkan, Yapılan Çalışma
'Bağımlılıkla Mücadele Platfor
Keskin’den işyeri yanan esnafa
Flaş Haber - Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2011
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.