Sosyoloji mantığında bir kuram vardır.
Her insan canlıdır alt-üst bazı insanlar canlıdır.
Ülkem insanının acaba yüzde kaç orandaki
nüfusu canlı. Son zamanlarda gündemde olan paralı poşet komedisine halkımızdan
hiç alışık olmadığımız bir yükseliş gerçekleşti. Böyle bir tabloyu görünce de
insan düşünmeden edemiyor. Dizilerdeki diriliş mantığını bilincimize uygulayıp
toplu bir sıçrayışa geçtik. Tabiri caizse bu olay bizim toplu kıyamımız oldu.
Peki neden? Paralı poşete ‘’hayır’’ dedik. Çünkü bu defa yapılan tecavüz
ülkeme, bayrağıma ve değerlerime değil direk cebime yapılmıştı.
Ülkemin kurucusu Başkomutan Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün şahsı ve silah arkadaşlarına hakaret edildi,sustuk.
Cumhuriyet dönemi kurulan bütün fabrikalar
yıkılıp birilerine rant sağlamak amacı ile üç kuruşa satılıp yerlerine AVM’ler
yapıldı sustuk. (Üretmeyen toplum neyi nasıl hangi güçle alıp tüketecekse dedik
ama dünyada tüketim ülkeleri ve insanı sıralamasında birinci geldik)
Rejim değişti bazı liderler tarafından
ülkenin en karanlık siyasi tarihine ortak imzalar atıldı, sustuk.
T.C. kaldırıldı. İstiklal Marşımıza dil
uzatıldı, sustuk. Yeniden yazılıp bestelenmeye çalışıldı, sustuk
Şanlı Türk Ordumuza Ergenekon başlığı
adı altında kumpaslar kuruldu. Ülkemin aydınları, şerefli komutanları,
sanatçıları kısacası düşünen beyinleri mahkeme kapılarında süründü,
cezaevlerinde bırakıldı, sustuk.
Ülkemin topraklarında Barzani, devlet
töreniyle karşılandı, adına açılım dedik açıldıkça açıldık sustuk.
Verimli topraklarımda tarımı ve
hayvancılığı bitirdik sustuk.
Ülkemdeki adalet, adaletsizliğinden
utandı, gözlerini kapadıkça kapadı sustuk.
Taraflı medya, insanını aptal yerine
koydu, masal dinlemesi hoştu dinledik, sustuk uyuduk.
Eğitimin içini boşaltılar ‘’okuyan
düşünen nesil istemiyoruz’’ dediler sustuk.
Sayıştay raporları sonucu bu topraklarda
emsali görülmemiş Belediye yolsuzluklarına şahit olduk Allah ile aldatılıp
muazzam derecede parmak ısırtan Maun talanları yaşandı sustuk.
Ülkemin refah durumu, kişi başına düşen
geliri ortadayken kamburumuzun üzerine bir de Suriye’yi ekledik sustuk.
Taciz, tecavüz, şiddet, cinayet ve
ahlaksızlık her köşede hür gezer oldu, sustuk.
Cemaat/Tarikat yurtlarında yetiştirilen
beyinler bütün kurumları doldurdu; işi liyakat olan değil de adamı olana verdik
ve yok oluşa ramak kala her şeyi gördük, sustuk.
Ormanlar talan edildi, bütün ülke beton
enkazına dönüştürüldü, sustuk.
Amma doğayı korumak için - bu da ayrı
bir muamma- devletin başlatmış olduğu paralı poşet uygulamasına SUSMADIK.
Üç maymunu oynayan ülke insanının gözü
görür, kulağı işitir ve ağzı konuşur oldu. Ülkemin, bayrağımın ve değerlerimin
0,25 kuruş etmediği değersizliğini gördüm ve kahroldum susmuyorum.
Mikrobu suçlayamazsınız sizi hasta
ediyor diye çünkü o yaradılışındaki amacı yerine getiriyor görevini yapıyor;
mikrop, mikrop olarak yaratılmıştır. Amma mikrop kırıcı geliştirmek, bağışıklık
kazanıp kuvvetlenmek düşünen beyin işidir, o zaman mikrop etkisiz bırakılır
virüs gibi çoğalarak ağını öremez. Her zaman dediğim gibi yine diyorum, Allah
ne güzel demiş: ‘’Düşünmeyenin akıl etmeyenin üzerine pislik yağar,’’ diye.
Misyonerler zamanında Afrika
topraklarına ilk gittiklerinde oranın yerli halkını İncil ile uyutup halkı
hazırcılığa ve tembelliğe alıştırarak toprakları ellerinden almışlardır. Şimdi
bizi de din ile uyutup fakirin cebine o sebep, bu sebep konulan hak edilmeyen
paralarla hazırcı ve tembel sürü haline getirmişlerdir. Öyle ki ülke gider,
değerler yok olur, susarız bana değmeyen yılan kırk yıl yaşasın cepteki 0,25
kuruş için borazanlar çalarız kimse cebime el uzatmasın. Oysa bu hükümetin eli
yıllardır halkın cebinde bunu poşete koyunca mı görüp anladınız.
Sevgiyle kalın, insan kalın.