Toplumsal
yapıda yaşamını sürdüren insanların, tarihsel anlamda, geçmişten bugüne kadar
toplumlarının serüvenlerinin bilincinde olmasına milli bilinç adı
verilmektedir. Bu, bireysel olmaktan daha ziyade toplumsal bir anlamı olan
bilinç düzeyini anlatan bir meseledir.
Toplumların kendi tarihleri konusundaki bilinçleri şeklinde
de ifade edebileceğimiz milli bilinç meselesi, toplumları
dış tehditlere karşı koruyan, insanların topyekün olarak göstermiş olduğu
reflekslerini de anlatmaktadır. Beylik sözlerden olan “geçmişini bilmeyenin geleceği
olmaz” sözünün de, aslında dayanağını tarih bilinci oluşturmaktadır.
Milli bilinç olgusundan uzak olan milletlerin çok
kolay bir biçimde kimlik krizi yaşadıkları, toplumsal refleksleri olmadığı ya da
yetersiz olduğu için çabuk teslim oldukları, bilinç düzeylerinin yetersizliği
sebebiyle nesillerine kültür intikali yapmak konusunda sıkıntı yaşadıkları ve
toplumdaki ortak değerlerini bilemedikleri ya da bilseler de onları
içselleştiremedikleri görülebilmektedir.
Kendi
kendine yabancılaşmış insanlardan oluşan toplumsal yapılarda,
bu durumu tetikleyen ve düzelmesini zorlaştıran milli bilinç eksikliğidir.
Aslında, bu, bir tür toplumsal hastalık ya da moda
deyimiyle kanser gibi bir şeydir. Toplumun bütünleşme kanallarında bu
hastalıktan dolayı tıkanıklıklar oluşmaktadır. Bünye bu tıkanıklıktan etkilenip
sarsıntı yaşayabilecektir.
Türkiye açısından bu husus düşünüldüğünde, önemli
hatırlatmalar yapmak gerekecektir. Türk Tarihi’nin uzun ve köklü geçmişi bütün
otoritelerin kabul ettiği ve üzerinde uzlaşma sağladığı bir gerçektir. Bu köklü
ve sağlam geçmişe rağmen, insanlarımızın milli bilinç düzeyinin
yeterli olduğunu söyleyebilmemiz mümkün değildir. Tarihsel serüvenin
ihtişamından bihaber insanların sayısı azımsanamayacak düzeyde olduğu gibi,
haberdar olanların da idraklerinin yeterli olduğu söylenemez.
Tarihin
bilinmesi ve bu konuda bilinçlilik neyi ifade eder?
Tabii ki toplumda yaşayan insanların toplumlarına
bağlılıklarının en önemli göstergelerinden biri milli tarih bilinci
olacaktır. İnsanların ülkelerine, milletlerine ve toplumlarına içeriden ve
dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı gösterebilecekleri reflekslerini de
milli tarih bilinci tayin edecektir. Sahip oldukları kültürleri, toplumsal
değerleri, kahramanları vs. gibi önemli hususiyetleri öğrenmeleri ve
öğretmeleri de milli bilinç ile mümkün olacaktır.
Bu önemli hususlar ile bağlantılı olarak insanlar
önemli kazanımlar elde ederler. Yani çeşitli kalkışmalar, istilalar, darbeler,
kültürel emperyalizm örneği olan saldırılara karşı koyabilmek bilinçli bir
toplumsal yapının varlığına bağlıdır. İnsanlarda var olan bilinç
düzeyi, onların farkındalığını da etkileyeceği için, insanların neye karşı
koyacaklarını bilmeleri de bilinç düzeyleriyle bağlantılı olacaktır.
Son dönemlerde, yeni nesillerde tarihsel geçmiş ile
barışık yaşamamakla bağlantılı olabilecek bilinç düzeyi yetersizlikleri
gözlemlenmektedir. Toplumumuzun geçmişinin hangi mücadelelerle kurulduğu, bu mücadeleleri
gerçekleştiren kahramanların kimler olduğu ve ne gibi fedakarlıklar yaptıkları,
coğrafyamızın nasıl vatan haline getirildiği konusunda bilgi sahibi olmayan
çokça insana rastlanmaktadır. Bilmemeleri ve öğrenmemelerinden kaynaklı
olarak yurdu için kahraman olmuş insanları tanımama, bilememe ve hatta bilip
da alay etme davranışlarıyla karşı karşıya kalınmaktadır. İsim ve örnek
vermenin çok önemli olmadığı bu durum, kültür emperyalizminin istila ettiği
insanlar ve bu insanlardan etkilenen insanların toplumun tarihi, tarihsel
kahramanları, efsanevi olayları ile açıkça alay etmeleri gibi patalojik
vakalarla karşı karşıya kalınmaktadır.
Aslında, nerede ve kim adına yetiştirildikleri de
çok gizli olmayan bu tür şahsiyetlerin milli direnç noktalarını yok etmek ve sinir
uçlarını duyarsız hale getirmek gibi bir kültürel emperyalizm
politikasının takipçileri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bir
millet ya da toplum; tarihi, kahramanları, hikayeleri ve hatıraları ile
yaşadıkça, geleceğe daha doğru ve emin adımlarla ilerleyecektir.
Geçmişinde karşılaştıkları hadiselerin kendilerinde bıraktıkları izlerin
etkisiyle gelecekteki hadiselere karşı duyarlı olmayı başarabilecektir.
Bu vesileyle diyorum ki; “tarihini bilmeyenlerin coğrafi
sınırlarını başkaları çizer”, felsefesinden dolayı nesillerine tarihini öğretmeyenin
millet olarak iddiasının olamayacağı açıktır. Dünyada bir millet olarak
varım diyebilmek için, bilinçli ve tarihinden, coğrafyasından haberdar insanlar
yetiştirmek gerekmektedir. Eğitiminiz ile hangi meslekten insan yetiştirirseniz
yetiştirin, ama mutlaka bilinçli yetiştirin. Mesleği ne olursa olsun tarihsel geçmişinden habersiz bir birey
olmasın. Toplumunun geçmişindeki hadiseleri bilemeyen her meslek mensubu
insanda ideal eksikliği olacaktır. İdeal eksikliği olmaması için de milli
bilince sahip insan olması gerekecektir.
“İdealsiz
insan boş çuval gibidir, ayakta duramaz” biçimindeki
sözü “bilinçten
yoksun olan bir toplum, içi boş olur. Boş olunca da ayakta kalamaz”
diye reorganize etmek istiyorum.
Okullardan her şeyi beklemeyerek, çocuklarımızı
geçmişi ile tarihi ile barışık yetiştirelim. Bilinçli birey olarak
yetiştirelim. Toplumunu, milletini ve devletini seven bireyler olarak
yetiştirelim. Hastalıklı bir millet düşmanı olarak yetiştirmeyelim.
Gelecek,
onu tasarlayabilenlerindir. Yani gelecek bilinçli
insanlardan oluşan toplumlarındır diyerek noktalayalım.