Saatler 13.41’i gösteriyor...
Sallanan yerle bir olan kerpiç binalar, apartmanlar, evler ve iş yerleri.
Can çekişen insanlar, akan kanlar, bağrışan insanlar, kaçışanlar ve can pazarlığı var.
Doğu’nun güzide şehirlerin Van depremle savaşıyor.
...
Acı haberler peş peşe geliyor. Sonuç üzücü, sonuç yıkıcı ve de yüzlerce insanımızın ölüm haberini duyuyoruz. 7.2’lik felaket yüreği insanlık, kardeşlik ve sevgi dolu ülkem insanına büyük bir ders veriyor.
Tüm yurtta adeta bir seferberlik ilan ediliyor. Hükümet yetkililerinden tüm siyasetçilere, iş dünyasına, ev kadınlarına kadar herkes bir bütün olup Van’dan Erciş’ten gelen çığlıklara sese kulak veriyor. Kendisini bilmez ne oldum delisi olan birkaç densizin dışında.
Bu yara da sarılacak. O insanlar yalnız kalmayacak ve şevkatli milletimin sahiplenmeleri ile sıcak yuvalarına kavuşacaklar.
Asıl acıyı evlatlarını, eşlerini ya da ailelerini kaybedenler yaşıyor. Bir baba yıkılmış binanın atıkları arasında haykırarak evladını arıyor. Ya kurtulduysa diye. Bu söz yaşı döktürüyor bana ve benim gibi düşünenlere. Yaşanılmasını istemediğimiz olayları yaşıyoruz şu günlerde peş peşe.
...
Hun garca öldürülen onca Mehmetçiğin acısı henüz dinmeden Van acısı ile sarsılıyoruz. Umarım bu tür acıları artık yaşamayız, yaşattırmayız. Ölen Mehmetçik, polis Hasan da veya dağlarda ölenler de bizim evlatlarımız. Van’da, deprem sonucu ölen yüzlerce masum insan gibi.
Onların bizlerin parçası olduğunu anlamak istemeyen anlamayanlar da anlarlar umarım.
Bizden binlerce kilometrelerce uzakta yaşayan milletler anlıyor da, insanlık dramını bizim densizler anlamıyor. İşte acı olan ayıp olan bu olsa gerek.

Karşımız da bir TV kanalı, bir haber spikeri Van haberini duyuruyor. Sözüm ona kendince yorumu ile, “Tüm Türkiye her ne kadar Van’dan da gelse haber üzüldü” diye depremi. Bu ayıp, bu gaf geçmeden başka bir dengesiz çıkıyor ve diyor ki;
“ Her fırsatta küçücük çocuklar tarafından taş attırılan polisler, olay yerine gelip ilk müdahale edenlerdi. Mehmetçik... Bizim Selcan'ın erkek kardeşi de Van'da askerlik yapıyor. Ona ve tüm askerlerimize hayırlı teskereler diliyoruz. Allah da askerimize polisimize zeval vermesin. Onlara taş atanların da elleri kırılsın. Canımız istediğinde kuş avlar gibi taş atıyoruz. Dağlarda vuruyoruz. Sonra bir şey olunca da asker gelsin, polis gelsin diyoruz. Dengeleri kuralım. Zor günlerde canım cicim. Kuş avlar gibi avlamayalım bunları. O kadar kolay değil. Herkes haddini bilecek..."
...
Bu salakça sözler ATV de “tatlı sert” diye bir programı hazırlayıp sunan, yılların deneyimli magazincisi, pardon ya acıların habercisi başarılı olduğu söylenen TV program yapımcısı MÜGE ANLI’ya ait. Bir zamanlar magazincilikte başarmak için Burhan Akdağ gibi bir üstadı ezmeye çalışan sonrada eline geçen bir fırsatla renkli medyanın aranılan sunucusu olan Müge Anlı konuşuyor kendince. Daha doğrusu konuştuğunu sanıyor.
E, be Müge, bu oldu mu şimdi. Yakıştı mı senin gibi insanların yaralarına merhem olmaya çalışan bir gazeteciye. Hani sen iyilik meleğiydin. Hani sözüm ona yaptığın programlarda insanların anlattıklarına acılarına dayanamayıp göz yaşı döküyordun. Tüm bunlar yalanmıydı. Ya da sen programına aldığın dertlerini dinlediğin insanlara kimlik kontrolü yapıp da doğu’lu olup olmadıklarına mı bakıyordun. Zaten sana da bu yakışır, yürekli kardeşim benim.
Olmadı be Müge, yakışmadı sen gibi kurnaz bir gazeteciye. Bu kadar densiz, bu kadar ahmakça ve salakça bir açıklama Mehmet Ali Erbil’den dahi gelmezdi. Kaldık i o dahi Van özel programı yaptı. Senin kadar faşist olamadı, olmadı.
Ne diyelim sana bu açıklamalar yakışmış olmalı ki, böyle asalakça, gereksiz, ne dediğini bilmeyen acemice bir açıklamada bulundun.
Umarım yarın da çıkıp yanlış anlaşılmış olmaktan söz edip özürler dilemezsin. Gerçi sen özür dileyecek birisi de değilsin ama hani ne olur olmaz, hükümete yakınlığı ile bilinen patronun yayını bitirmekle tehdit edip özür dilettirmez senden. Dilesen de ben onların adına Vanlılar adına, sözüm ona taş atan miniklerin ya da ailelerinin adına, orada görev yapan polis Mehmetçiklerin adına kabul etmiyorum.
Müge kardeşim, sen şimdi Van’a gidip yardım isteyen, yaralanan ya da ölenlerin yakınlarında kimlik kontrolü de yapmışsındır. Nede olsa onların kimler olduğunu tespit etmişsinde. Anlaşılan senin beyninde de doğu’da yaşayan herkes polise askere taş atanlar.
Ne diyelim sen öyle düşündüğün sürece. Söylenecek söz yok ama unutma ki orada haykıranlar her kimlerse insanlar.
Sen onların sesine kulak vermeyebilirsin, o gereksiz kulaklarını tıkayabilirsin ama ulusal bir kanalı kullanarak bölücülük yapamazsın. Sana bu hakkı hiç kimse vermiyor vermezde. Halkı ki, bu densiz açıklamalarından dolayı sana davalar açmak için harekete geçen yürekli Türk kardeşlerimin sayıları her geçen an artıyor. Artacakta.
...
Bu satırları okurken, bir taraftan da düşünebilen, ayrım yapmadan İnsanca yaşamak isteyen ve insanca yaşatmak isteyenler, sizlere şimdi çok görev düşüyor. Habertürk spikeri ve de densizlikleri sürekli devam eden, ekrana çıkarttığı konuğuna dahi reyting uğruna fırça atmaya kadar giden ve de adeta ne oldum delisi olan Müge Anlı’ya haddini bildirin.
Açın telefonu RÜTÜK’e şikayet edin. Arayın çalıştığı kanal yetkililerini uyarın. Yetmedi biraz daha zaman ayırın. Bir zarf alıp içine bir gül, bir çiçek koyarak Müge Anlı’ya gönderin. O anlar ne demek istediğiniz.
Bunu ilk ben yapacağım. Umarım sizlerde yaparsınız.
Unutmayalım ki, Afrika’da Somali’de ya da Mısır’dan Amerika’ya Çin’de, yada Almanya’dan İsrail’e veya Rusya’ya Kore’ye bakın. Tüm dünyada Anadolu’da, Anadolu’nun doğusunda batısında yaşayan yaşamaya çalışan tüm canlar birer insan. İnsanca yaşamayı hak edenler. Tıpkı ben gibi siz gibi. Bırakalım da yaşasınlar Müge Anlılar inadına...